The Grand Budapest Hotel – Büyük Budapeşte Oteli (2014)

The Grand Budapest Hotel – Büyük Budapeşte Oteli (2014)

Avrupa’da savaş zamanında geçen filmde, dönemin en meşhur otellerinden Grand Budapest’in işine aşık, ileri derecede profesyonel konsiyerji Mösyö Gustave, otelin tüm müşteriyle bizzat ilgili bir çalışandır. Savaştan kaçıp kendine bir hayat kurmak isteyen bellboy adayı Zero Mustafa’yı yetiştirmek üzere yanına alan Gustave, biricik sevgilisinin ölümü üzerine mirastan payını almak ister ancak ailenin geri kalanı buna engel olmak için elinden geleni yapacaktır. Zero Mustafa ve Mösyö Gustave bu haksızlığa karşı bir savaşa girerler..

Böyle anlatınca çok ciddi bir dram filmi gibi gözükse de, The Grand Budapest Hotel, yönetmen Wes Anderson’dan beklenen şekilde absürt bir komedi. İzlediğim en garip filmlerden olan Budapeşte Oteli’nin kadrosu bir hayli iddialı. Başrolde Ralph Fiennes var. Adrien Brody harika bir kötü karakteri canlandırıyor, muhteşem İngiliz aksanıyla Jude Law, kısa rollerle Bill Murray, Tilda Swinton, Edward Norton.. herkes bu filmde desem yeridir 🙂

Filmin artılarından biri de görselliğe verdiği önem. Budapeşte Oteli, kostümler, makyajlar, mekanlar, dekorasyon, renkler her şey öyle abartılı ve güzel ki.. Hemen başlayıp hemen biten, komik absürt diyalogları, kara mizaha kayan sahneleri olan The Grand Budapest Hotel, 2014’ün en iyileri arasında gösteriliyor. Avrupa yapımı olduğu için Oscar’da şansı ne kadar olur bilemem ama keyifli bir zamanda izlenmeyi kesinlikle hak eden bir film.

Büyük Budapeşte Oteli (2014) Filmin Fragmanı

Bir Cevap Yaz

    98 Yorum

  1. Çok çok değişik bir havası var. “İyi” ve “Makûs” kavramlarını birbirinden çok net ayırmış ve sevgi,hürmet, terbiye gibi naif faziletlerle iyi ya da makûs olduğunu daha öğrenmediğimiz kişilikleri de ikna ediyor sanki iyilik. Bu aynı zamanda masallarda da yok mudur. Bu kadar efsane oyuncuyu da bir araya toplamak büyük bir zafer, hele ki çoğu senaryosunu sevmediği filmde oynamayı asla kabul etmiyorsa. Belirdikleri her sahnede içimdeki hürmet katsayısı çoğalıyordu sanki : Senaryo noksan bulunmuş kavradığım kadarıyla ancak ben netlikle noksan bulmuyorum; oldukça naif ayrıntılar ve iç gevşetici unsurlar olduğu gibi coşkusunu da asla yitirmiyor film. Çekimler, renkler, mekanlar, senaryo, kişilikler.. her şeyiyle hürmet dinlenesi bir masal olmuş.

  2. Klişe filmlerden bunalanlar için hoş bir alternatif.Tabi filmi kolaya almamak gerek.Muhteşem bir espri var icerisinde,üstelik masal tadında.Peşi gizeme o kadar çok hadise oluyor ki gözünüzü filmden hiç ayirmamaniz zorunlu.Oyuncu kadrosu oldukça zengin.Izlemeyen çok şey kaçırır.Begenilmese dahi çok değişik olduğu ve çok emek tüketildiği için takdir edilmeli.8.7

  3. Sıkılmadan izledim tavsiye ederim :

  4. wes anderson alışagelmiş çizgisini yeniden bozmayıp bu filmde yeniden döktürmüş. mustafa ve Gustave geçimi diyalogları ve en beğendiğim seyde senkronize bir biçimde yürüyüşleri oldu. bunu wes anderson stili olarak görüyorum. kadro nitelik kokuyor. eğlenmek istiyosanız izleyin tenim. Bir zamanlar insanlık olarak öğrenilen şu kaba kesimhanede hala küçük de olsa bir umut ışığı kalmış filmi kısaca bu laf özetliyor. mustafa ve Gustave arkadaşlığı bunu kanıtlıyor.

  5. Her kesime hitap edeceğini sanmıyorum ama ben izlerken büyük sevinç aldım hoş bir serüveni oldukça sevinçli bir biçimde anlatmışlar…8,5/10

  6. oyuncu kadrosu gerçekten şahane. Filmde sıkmadan kendini izlettiriyor kişilikler vakalar gerçekten çok güzel izleyin bence

  7. Değişik anlatım stiliyle dikkat sürükleyen film bir çok güzergahtan da tesirli olmuş.Özellikle öykünün işlenişi,çekim stili,oyuncu kadrosu,mekan kullanımı gibi unsurlar filmin ehemmiyetli artıları.Klişeden uzak orijinal bir film arayanlara tavsiyemdir.Ancak herkesin sevinç alacağını da sanmıyorum.

  8. bütün bir hayal dünyası, bir masal, rengarenk süper cümbüşlü muhteşem bir film

  9. bildiğiniz roman okur gibi izlediğim bir filmdi. harikulade.

  10. Nitelikli,şiirsel,orta tempoda ilerleyen,hoş repliklere sahip bir film.Bazı anlam kusurlarını da masalsı yapısına bağlayabiliriz.Fakat benim stilim değil.İzlerken çok zevk alamadım.Siz muhtemelen beğeneceksiniz.

  11. İşte budur diyorum. Kara komedi, apayrı bir atmosfer. Amerikan üretimi büyük gişeler yapan çoğunda hiç gülmediğim filmleri düşününce bu filmin yeri ap ayrı. Komedi dalında bence gelmiş geçmiş en iyiler arasına girmeyi hayli hayli hak ediyor. 8.5/10

  12. Bölümlere bölmüş, roman gibi bir anlatım cinsine sahip cümbüşlü ve tebessümdüren bir imal. Bazı sahnelerde bir hayli gülüyorsunuz. Çok gülünç değil ama güldüren bazı sahneler var. Ben son kısımları çok hoşlandım. Özellikle kayak sahnesi 😀 Bence en iyi sahne Ardından silah çatışması 😀 … Farklı bir atmosfer almak istiyorsanız, izleyin. Müzikler de fena değildi. Anekdot: Lütfen, 16:9 ekran kurunuz : Puanım: 7.1

  13. Mevzusu belki de öyle ahım şahım değil. Belki size vay be de dedirtmeyecek ama şunu öğrenil ki Wes Anderson damarlarında netlikle Akdeniz insanının kanını taşıyor. Zira filmleri bu kadar sıcak bu kadar içten olan yalnızca Akdeniz kıyısı ülkeleridir. Akılda-çırak ilişkisi bu denli güçlü başka hiçbir bölge insanı yoktur. Vesileyle kıymetli yapıt Grand Budapest Hotel’i ikinci kere izledim. Yeniden mübalağa etmiş gibi olmayayım ama izlediğim tüm filmler arasında Eyes Wide Shut ile beraber en çok emek sarf edilen bu filmdir. Şayet büyük bir bilgisayar şikesi yoksaki sanmıyorum bu kadar renklerle uğraşan, perspektifle didinen bir insan daha yoktur. Kafayı yemiş olmalı. Sanki bir moda ikonu gibi renkler uyumla dans ediyor. Renklerin bir şey anlattığı tek film. Mor rengi masumluk için haykırırken, gri rengi sıkıntı diye bağırıyor. Bize görüntü idaresinin ehemmiyetini çarptıran bir film. Öyle bir şey ki bu filmin dahi önüne geçiyor : Çok galibiyetli çok. Ben yeniden de filmdeki duygulardan bahsetmek istiyorum. Filmin ana teması vefa ve karşılıklı hürmet. Öyle bir hürmet ortamı ki Bellboy’un aldığı ücretin 100 katı bile öneri edilse bu naif hotelde bellboy olarak kalmak isteyeceksiniz. Mr. Gustave’ın çırağı olmayı kim istemez ki. O çıraklık size öyle bir yaşam deneyimi kazandırıyor ki o seneleri unutamıyorsunuz. Belki Belboy Mustafa çok yoruldu, çok didindi ama o seneleri o kadar hoş yad ediyor ki hatta paha biçilemez zenginliğine karşın daha önceki minik belboy odasında kalıyor. Bu gidişat hepimize tanıdık geliyor. Tıpkı ufakken top oynayabildiğimiz semte gelip minik çocuklarla takılmak gibi. Bir yandan acayipken bi o kadar da iç gıcıklatıcı, vicdan burkucu. Zira zaman geri gelmiyor. O surattan da Mustafa’nin yaşlı hali hotelde boş boş etrafı izliyor. Belki de şurda şu tabağı kırmıştım keşke şimdi olsa da yeniden kırabilsem diyordur kim öğrenir ? … Sinemalar Puanım 8,7/10 — Imdb Puanım 9/10

  14. Filmin anlatılışı çok hoş ama filmde hoş bir son yok, izlemeye değmez

  15. Geniş oyuncu kadrosu filmin en dikkat çekici istikametlerinden bi tanesi bence öyle ki şimdi bu sahnede hangi oyuncu çıkacak diye bekliyorsunuz.Filmin işlenişi ve anlatım stili en büyük artılarından biri, klasik bir anlatımı olsaydı muhtemelen film bu kadar hoşlanılmazdı ama o kadar iyi ilerliyor ki bunalmanız pek olası olmuyor. Mekan tasarımı, oyuncular çok iyi..Ayrıca verdiği iletiyle de izlemeniz gerek filmlerden biri yapıyor kendini..

  16. 8/10

  17. nitelikli geniş oyuncu kadrosuyla nitelikli bir imal en beğendiğim filmler arasında dahi kesinlikle izleyin kaçırmayın

  18. Çok değişik bir imal herkesin beğeneceğini sanmıyorum azıcık masalımsı ben hiç hoşlanmadım zaman kaybı.

  19. Filme ilk basta anlam veremedim ama izledikce hosuma gitti. Absurt komedi olusu , ronanlardaki gibi uzun uzun tanımlar hoştu. Kadro zati mukemmel. 7.5/10

  20. Alakanç ve cümbüşlü anlatımıyla netlikle izlenesi bir film. Zengin oyuncu kadrosu zati takdire şayan. Bittiğinde suratınızda güzel bir gülümse vazgeçiyor. Ralph Fiennes zati resmen döktürmüş.

  21. gerçekten izlediğim en sıradışı filmlerden birisi. filmi gece izlediğimden sanırım mevzunun bazı yerlerini kaçırmama karşın bunalmadan izledim. cezaevi sahneleri çok güzelime gitti. dostlarınızla birlikte izlemenizi tavsiye ediyorum. 7.0/10

  22. ‘Az evvel kedimi sırçadan mı fırlattı ?’ Çok hoş çok sıcak akıcı bir film.Keşke cezaevi sahneleri azıcık daha fazla olsaydı. 10/7

  23. Özgün bir mevzu orijinal bir işleniş, harikuladeci film kavrayışına bir hürmet duruşu… Simetrisi ayrı tatmin edici. 10/8

  24. sıradanlığın dışında sıcak içten bir o kadar da akıcı senaryosuyla izlemeyenlere tavsiye edeceğim hoş film

  25. Kusura bakmayın ben film cahiliyim.Benim sıralamam us oyunları yaşam hoştur v for vendetta fight club gladyatör savaş yaradanı esirliğin kıymeti prestij yaralı surat yiğit vicdan…bunlar ilk 10’um.listem çok niteliksiz gördüğünüz gibi.Böyle bir absürtlüğe harikulade diyenlerin yukarıyadaki filmlere hoş demeleri dahi o filmlere hakarettir.Asla bu absürtlüğü izlemeyin.Perişan ötesi.İnternetim kotasız olmasına karşın acıdım.

  26. Galibiyetli yazar Stephen Zweig’in anekdotlarından uyarlanmış. Jude Law’ın Zweig’in rolünü üstlendiği düşünüyorum, tip olarak da anımsayan bir görüntüsü vardı. Mizah stili enteresan bir filmdi. Çünkü bu stili özümseyenler çok sevmiş. Çok perişan bir film olduğunu düşünmüyorum, kadro itibariyle temenniyi yükselten bir film. Akıcı tempoda farklı bir komedi…

  27. Uzun zamandır listem de olan fakat bi cinsli açıp izleme kaderi bulamadıgım ”The Grand Budapest Hotel” filmini nihayet bugün izleme fırsatına sahip oldum .Dram,Komedi stilinde olarak geçsede film , ne o gülünçlüğü cok derinden hissettiryor ,ne de çok ağır dram da içeriyorsöyleyemeyiz.Lakin filmde o kadar farklı bir atmosfer vardı ki 1 saat 40 dakikaknın acayiptir nasıl geçtiğini anlamıyosunuz.Zaman zaman gülümseyebileceginiz,zaman zaman da yazar gözünden anlattıgı için bir an hafiften duygulanma hissine kapılabiliyorsunuz .Tabi bu kadar iyi oyuncu kadrosunu bir arada barındırması da filmi izlenebilir kılan etkenlenden birisi..Alaka gösterilmesi gerekn film olarak görüyorum .iyi seyirler .8/10

  28. Son zamanlarda izlediğim en iyi filmlerden biri olabilir. Zengin oyuncu kadrosu, iyi öyküsü, hoş işlenişi ve Fiennes ortaklığı hoş bir şeyler alana getirmiş. Filmi izlediğinizde her duyguyu sezebiliyorsunuz. Keder ve samimiyet hoş repliklerle toplanınca Budapeşte Oteli çıkmış. Yılbaşı akşamında benim için hoş bir şölen oldu. Herkese tavsiye ederim. 10/8

  29. Genel olarak iyiydi. Filmin değişik mevzusu ve öykü tadında işleyişi gayet hoştu. Ama fazla da mübalağa etmemek gerekir. Film size kahkahalar attırmıyor, hafif bir gülümse vazgeçtiriyor. Ayrıca sonu daha iyi bitebilirdi, film sıradan devam ederken süratlice tamamlayıvermişler gibi hissettim.

  30. Film koskoca bir `Mendl’s` pastası hakikatinde. Tatlı, iştah açıcı, cümbüşlü. Bu pasta üretiminde de kullanılan tüm renklerin tamı, pastel renk paleti olarak karşımıza çıkıyor. Anlatımı, devasa kamera hareketleri, simetrisi ve yaratılan atmosferi bakımından en oturmuş `Wes Anderson` filmidir. Hatta öyle ki, filmin içindeki tüm gazete yazılarını Anderson bizzat tertip etmiştir. Senaryosu fazla yavan kalmış; bu da büyük bir dezavantajı. Zati film seyrediciye bütün bir hayal dünyası vermeyi vaadediyor daha aşırısını değil.

    Hakikatinde film bir zaman sonra bakış açısı olarak doğrultu değiştiriyor. Başlarında her şeyin rayında gittiği bir öykü olarak süregelirken birden antimilitarist anlatıma dönüşüyle esrarengiz ancak hudutlu bir sertliğe yol alıyor. Bu da aksiyonu birliktesi getirdiği için film iyi bir tempo kazanıyor. Oyuncu yelpazesi de aşırısıyla geniş olduğu için değişik suratlar görmek seyirciye keyif veriyor. `Bill Murray` ile `Wes Anderson`’ın yedinci çalışması olurken; rejisör, kariyerindeki ilk Oscar’ı da bu filmle beraber kazanıyor. 54 yaşında `Tilda Swinton`’ın 84 yaşındaki bir şahsiyete evrilirken makyajıyla en az beş saat uğraşıyorsanız bunu da hak etmişsiniz demektir. Kostüm ve makyaj olarak tek sözcükle hatasızdır.

    Masalsı anlatımıyla ve pasta dilimi tadında görüntüleriyle iyi dakikalar yaşatır. Ancak yeniden de temennileri en aza indirmekte fayda var. Bu kadar yukarıya çıkarılan bir filmin senaryo mevzusunda aciz kalması izleyenlerde ”bunun nesi mübalağa etiliyor” sualine itebilir. 7/10

  31. Bir Saniye dahi bunalıp dikkatinizin başka yere kaymasına izin vermeyen, Baştan sonra cümbüş aksiyon, Oyunculuklar, Rejisör, Görüntü rejisörünün çok iyi iş çıkardığı bir film.

  32. cümbüşlü , akıcı , farklı çıtır çerezlik bir film …

  33. Oyunculuklar gayet galibiyetli olsa da güldürse de çok da mübalağa etilmemesi gereken film. Evet izlettiriyor kendini hoş bir atmosfer yaşatıyor. Ayrıca Wes Anderson’ a bir kere daha hayran kaldım.

  34. BBC Culture 21. yy en iyi 100 film listesinde 21. sırada

  35. Yorumlara bakıp kendimden kuşku etmemi sağlayan film. Yorumları okuduktan sonra ben başka bir film mi izledim dedim. Belki de yorumlardan dolayı büyük temenni içine girdiğim için filmi hoşlanmadım. Fena film değildi. Fakat ne denildiği gibi kahkahalarla güldüm nede bunalmadan izledim. Ne zaman bitecek diye saat bekledim. bolca iyi oyuncu vardı fakat hiç birşey yapmıyorlardı ki. İzlemeseniz de olur hatta çok daha iyi olur.

  36. Değişik filmler her zaman daha alaka çekici olmuştur benim için. Bu film de yalnızca değişik diye beğenilmedi, gerçekten hoş olduğu için izlenmeye bedel.

  37. Beğenenler var, hoşlanmayanlar var filmi. Bana göre sıcak, içten ve içten bir film oldu. Sevinç verici izlemeye bedel bir filmdi diyebilirim. Akıcı bir filmdi, sıkmadı ancak azıcık mübalağa etildiği düşünüyorum. Çok harikulade bir filmdir diyemiyorum mesela. Akılda çırak ilişkisinin iyi yansıtıldığını düşünüyorum. Geniş oyuncu kadrosuyla ve tanıdığımız simalarla güzel bir film. Müzikleri de hadise örgüsüne uygun. Ralp Fiennes ve Tony Revolori iyi bir performans sergilemiş. Ayrıca değişik bir mevzu ve senaryosu var. Bazı sahneler gülünçtü diyebilirim. Azıcık da dram var. Manzaralar hoştu be. Otel olsun natürel hoşluklar. Değişik değişik renkler filan iyiydi başka bir deyişle. Ama dediğim gibi mübalağa etilmiş azıcık. İmdb de en iyi 250 film arasında olan bu film 8.1 almış benim puanım ise 7.7/10

  38. film abartılımı öğrenmiyorum. ama eşsiz abdürtlük davranışı ve son derece iyi kurgulanmış kumpaslı senaryosu ile ender bir yapıt bana göre.

  39. Çok orjinal ve bir o kadar cümbüşlü bir filmdi netlikle tavsiye ederim 7,5/10

  40. Cümbüşlü ve bilgilendirici otel hakkında . Kadro da cok iyi

  41. mevzu olarak hoşlanmadım ama çekim stili çok alaka çekici onun için dahi izlenir 7.5/10

  42. Değişik, etkileyici bir film olmuş oyuncular mekanlar görsellik bütün bir sanat eseri.

  43. Hiç tereddütsüz izlenir harika bir yapım…

  44. Müzikleri çok güzelime giden şahane bir dostluk öyküsü netlikle kayda bedel kalitede bir film 10/8.5

  45. flimi izlemeden evvel bu kadar eğlenip güleceğimi düşünmezdim flimi izledikten sonra düşüncemin bütün tersti hakikatleşti cümbüşlü müddet geçirebileceğiniz hoş bir imal…

  46. Uzun müddettir izlemeyi ertelediğim filmlerden biriydi The Grand Budapest Hotel. Alakançtir ama iyi ki de ertelemişim diyorum zira bu süre zarfında Stefan Zweig’in dünyasıyla tanışma fırsatı bulmuştum. Zweig okumasaydım şayet filmi ve filmin arka tasarıda vurgulamak istediklerini göremezmişim diye düşünüyorum. Zira film de tıpkı Zweig’in romanlarında olduğu gibi izledikten sonra buruk bir his vazgeçiyor. Zira vakalar yanlış anımsamıyorsam 1932 senesinde geçiyor başka bir deyişle iki savaşın arasında. Ki bu savaşların, Avrupa’nın vaziyetinin daha doğrusu dünyanın genel vaziyetinin Zweig üzerinde yarattığı tesiri filmin arka tasarısında da alabiliyorsunuz.
    Büyük Budapeşte Oteli’ne gelince.. Film yazarın ağzından anlatılmaya başlanıyor. Daha sonra lafı genç yazarımız Jude Law alıyor ve Zero Mustafa ile tanışmasının öyküsünü anlatmaya başlıyor. Daha sonra lafı Zero Mustafa alıyor ve Mösyö Gustave ile öyküsünü anlatıyor.
    Filmde o kadar rengarenk ve masalsı bir cihan kullanılmış ki asansörün kırmızısı görebileceğiniz en kırmızı renk, otel çalışanlarının giysileri görebileceğiniz en hoş mor. Filmdeki bu renklilik en hoş ayrıntılardan biridir bence zira sonlara yanaşıldığında siyah beyaz sahneler görmek bir ölçü yaralıyor izleyeni.
    Dikkate bedel başka bir ayrıntı da filmdeki enerjikliğin kesintiye uğramaması. Mösyö Gustave, Madame D.nin cenazesinin başında matemler yakmıyor aksine süratlice tüm yorumlarını yapıp ojelerine yorum yapmayı da önemsememe etmiyor. Zero, Agatha ile uzuunn uzuunn aşk sahneleri yaşamıyor aksine tüm kararlar acilen alınıyor ve tam diyaloglar kısa ve öz yakalanıyor. Okunmaya başlayan tüm şiirler yarıda vazgeçiliyor veya aynı zamanda rutin de devam ettiriliyor. Serge X. için 1 dakikalık hürmet duruşu saniyeler sürüyor. Başka Bir Deyişle filmde durup soluklanmak olası değil. Böylece tüm senaryonun yalnızca 100 dakikaya sığdırılması da rejisörün stilini ortaya koyuyor sanırım zira başka koşullar altında saatler sürdürülebilirdi The Grand Budapest Hotel.
    Ve filmdeki replikler..
    Mösyö Gustave’ın saflık, mutluluk ve umut dolu bir biçimde “Bir zamanlar insanlık olarak öğrenilen şu kaba kesimhanede hala küçük de olsa bir umut ışığı kalmış, görüyorsun değil mi?” dediği andan, bu tümcesini “oh f*ck it” olarak tamamladığı zamana kadar yaşadıklarının üzerindeki tesirini, yitirdiği inancını görebiliyoruz.

    Genç yazarımız soruyor “Bu otel senin, o sürgün edildiğin dünyayla olan son iletişimin – O’nun dünyasıyla, değil mi?” Daha Öncekisi gibi gözde olmayan bu gösterişli otelden neden kopamadığını soruyor.
    Mr. Moustafa’nın yanıtı ise gerçekten acı tatlı bir his vazgeçiyor; Mösyö Gustave’ın dünyası? Hayır sanmıyorum.  Görüyorsun ya, biz bir vazifeyi hisseleştik. Çok da zorunlu olmazdı. Hayır, bu oteli Agatha için ayakta yakalıyorum. Kısa bir zaman için de olsa biz burada mutluyduk. Sarih konuşmak gerekirse, sanırım O’nun dünyası kendisi bile içine giremeden evvel yok olmuştu. Ama şunu söyleyebilirim ki, yanılsamayı netlikle harikulade bir lütufla sürdürdü.”

    İzlerken böylesine mutlu sezip böylesine eğlenip böylesine de derin düşüncelere saplanabileceğiniz en hoş üretimlerden biridir Büyük Budapeşte Oteli.

  47. benim gibi izlemeyi aylarca erteleyip durduysanız hemen oturup izleyin. pişman olmayacaksınız :

  48. Bence mübalağa etildiği kadar yok. Orta sınıf bi film.. 6/10