Mr. Smith Washington’a Gidiyor – Mr. Smith Goes to Washington (1939)

Mr. Smith Washington’a Gidiyor – Mr. Smith Goes to Washington (1939)

1939 yılında bile insanların çevreye karşı hassasiyeti, kapitalist düzenin acımasız para ve mevkii hırsı ve tüm bu olanlara tek başına direnen, hayatını adayan bir adam. James Stewart varsa zaten izlenir. Bu filmi izlerken azmin nelere kadir olduğunu göreceksiniz.

Konu: Amerikan hükümetinin bir bölgesinin senatörlüğünü yürüten Sam Foley ölmüştür. Hükümet görevlisi Hubert Hopper’ın ölen Foley’den kalan görev için yeni bir atama yapması gerekmektedir. Patronu Jim Taylor, kendi istediği adamı seçmesini isterken, komite yetkilileri reformcu bir adayın seçilmesini talep etmektedirler. Öte yandan çocukları da Boy Rangers’ın yöneticisi Jefferson Smith’i seçmesini isterler. Seçim yapma konusunda kararsız kalan Hopper sonuç olarak iki sebepten ötürü Smith’i seçer: Smith, güvenilir imajıyla halkı memnun edecek, diğer yandan ise yumuşakbaşlı kişiliği sayesinde de kendi amaçlarını uygulatması açısından zorluk çıkarmayacaktır. Ancak işler beklendiği gibi gitmez.
Usta yönetmen Frank Capra imzalı olan film Akademi Ödülleri’nde ‘En İyi Senaryo’ Oscar’ını kazanmıştır.

IMDB puanı 8,2

Mr. Smith Goes to Washington (1939) Filmin Fragmanı

Bir Cevap Yaz

    38 Yorum

  1. mevzu itibariyle hoş ve asılcı olsa da rejisörün filmi sürüklerken çıkaramadığı pembe gözlükler sebebiyle çocuklara anlatılan bir masala dönüşmüştür

  2. Frank Capra rejisörlüğü ve James Stewart’ın akılda oyunculuğuyla sizi kendinde yakalamayı muvaffak olan bir imal.Samimilüğü ve saflığı dışında başka bir kozu olmayan Jeff Smith’in tam bir senatoya karşı 23 saattir nasıl ayakta kalabildiğini izleyeceksiniz bu filmde.Haksızlığa baş kaldırmayı başı düşene kadar sürdüren Smith,senatör unvanının zorunluluklarını nasıl yerine getiriyor,nasıl doğruluktan yana bir yol için alan okumaya cüret ediyor,bakılmalı deirm.Puanım 7/10

  3. James Stewart’ın tek başına götürdüğü hoş bir film.

  4. 2 yıldan beri takibe alıp,izleyemediğim film.Eminim ki geç izlediğim için pişman olucam.

  5. Senatör Smith 23 saat 16 dakikadır konuşuyor.Bu senato tarihindeki en muhteşem vaka. Kolay bir Amerikalı hala laf hakkını elinde tutuyor.Tecrübesizlikten kaybettiklerini kavga eterek kazandı.Ama onun bitkin, izci bacakları artık güç ayakta duruyor.Gözleri çapaklanmış, sesi kısılmış. Daha fazla sabredemez. Tam Washington burada,vefatı izlemek için… Taşradan halkın içinde çıkıp senatör olmuş bir adamın tam bir kumpasa karşı durmasının öyküsü. Çağının çok ötesinde ve her devrin filmi olan nadide üretimlerden birisi. Kesinlikle izlenmelidir. İyi seyirler.!

  6. “Birisi beni dinleyecektir”
    Sinema tarihinin en büyük filmlerinden biri. Üzerinden takribî 80 sene geçmiş olmasına karşın hala izlenmeyi muvaffak oluyor ve üzerinde hala konuşuluyorsa bunda en büyük hisse hiç yıpranmayan ve cihansal bir mevzuya sahip olmasında uyuyor. Samimilük… Bir insanda en çok aranan özellik bence, her insan suçsuz olarak doğuyor, hemen hemen her çocuğun ebeveyni de samimi bir insan yetiştirmek için gayret tüketiyor. Ancak o çocuklar geliştikçe pek çoğu değişiyorlar, samimi insan o kadar eksiliyor ki. Bazen içtenliğin ablavutluk, enayilik olarak adlandırıldığını dahi dinliyoruz. Filmde anlatılan Jefferson Smith dosdoğru biri, son derece samimi, içten, içten. Ancak onun bu vaziyeti başkaları için kendi lehlerine kullacakları özellikler oluyor ne yazık ki. Sinema tarihinin en büyük rejisörlerinden olan Frank Capra’nın en iyi filmlerinden olarak gösterilen film aynı zamanda şimdiye kadar çekilmiş en iyi siyasi taşlamalardan biri sayılıyor. Mevzuyu ayrıntılı yazdığımdan, coşkusunu kaçırmamak için filmi izledikten sonra yazımın bundan sonrasını okumanızı rica ederim. Bir senatörün vefatı üzerine valinin yeni bir senatör soyması gerekmektedir. Ancak Valinin kendisi buna karar verememektedir. Zengin iş adamı Jim Taylor E.Arnold siyasetçileri destekleyerek onların seçilerek senatoya girmelerini sağlayan biridir, tabi bunun karşılığında da kendisine ekonomik çıkar sağlamaktadır. Amerikan başkanlığı için adı öne çıkan senatör Joseph Paine C. Rains lede arası çok iyidir. Beraber çalıştıkları bir baraj projesinde kasvet yaşamamak için yeni seçilecek senatörün kendi istekleri istikametinde kukla biri olmasını istemektedirler. Vali de Taylor’la çıkar ilişkisi içinde olduğundan kimsenin tepki koymayacağı birini seçmek istemektedir. Yaşanan bir yangındaki fedakar tavrıyla basının alaka odağı olan ve çocuklarının onu senatör seç dediği Vali Hubert G.Kibbee ise tereddüt kalmıştır, yazı tura dahi atar. Para gazetenin yanında dik durur, bütün izci lideri Jefferson Smith J. Stewart haberinin yanında. Vali kararını vermiştir artık. Washington’a senatör olarak gelen Jefferson Smith politikadan oldukça uzak olduğu için de Washington’a ilk geldiği günlerde aşırısıyla bocalar. Kendi bölgesinin bir öteki senatörü ve aynı zamanda babasının yakın dostu olan Joseph Paine, onun ayak altında gezmemesi ve saklıca çevirdikleri işlere burnunu sokmaması için oyalayıcı bir iş verir. Saflığı ve içtenliği suratından gazeteciler tarafından alay mevzusu edilen Jefferson, Paine tarafından Saunders’a J. Arthur itimat edilir. Jefferson’ın muntazam bir insan olduğunu gören Saunders, onunla izciler için bir yasa tasarısı hazırlarlarken Jefferson’a bazı hakikatleri gösterir. Ancak bu baraj işi için bir tasarı hazırlayan Jefferson öğrenmeden Paine’in ve onu idareyen bölgenin en eforlu adamı olan JimTaylor’ın işlerine çomak sokar. Sonrasında Taylor’ın direktifleriyle beraber Paine tüm senatoyu etkileyerek Jefferson’ı yok etmeye çalışır, onu yolsuzlukla kabahatler. Kurulda suçlanan Jefferson, salonu konuşmadan terk eder. Paine gibi inandığı ve hürmet dinlediği birinin dahi palavra yere yemin ettiğini gören Jefferson’ın hayalleri devrilir ve kendi kentine dönmeye karar verir. Ancak Saunders, onu Washinton’da kalmaya ve senatoda mücadele etmeye ikna eder. Jefferson senatoya gidip kendisini korunmaya çalışır. Paine lafını kesip yargılamalarına devam eder. Jefferson ise Paine karşısında pes etmez.
    Tüm senatörler Paine’in ardından senatoyu terk eder. Jefferson ise Saunders’ın ihtarıyla tüm senatörleri senatoya çağırma hakkını kullanır. Ayakta durabildiği ve salondan dağılmadığı zamanca konuşma hakkı olduğu için bu hakkını kullanır. Taylor, kendi gazeteleri ve öteki medyayı satın alarak Jefferson hakkında palavra ve kötüle dolu bir haber yayını başlatır. Saunders ise Jefferson’ın haklı olduğunu göstermek için deklarasyonları onun izci gazetesinde bastırtıp çocuklar aracılığıyla dağıtılmasını sağlar. Taylor, adamlarına çocukları durdurun diye emir verir. Kaba güçle kazanmaya çalışır, iş insanları yaralamaya kadar varır. Jefferson, 24 saatin sonunda son gücüyle Paine’e yanıt verir ve bayılarak yere yığılır. Paine bu vakanın ardından tam yolsuzlukları kendilerinin yaptığını ve Jefferson’ın masum olduğunu bağırır. 11 dalda Oscar’a aday olan film, yalnızca “En İyi Orijinal Senaryo” dalında Oscar alabildi. “GoneWithTheWind / Rüzgar Gibi Geçti” karşısında kaybettiği En İyi Film, En İyi Rejisör, En İyi Kadın Oyuncu ve En İyi Takviyeci Kadın Oyuncu mükâfatları olağan görülebilir. Ama Stewart ve Rains’in şahane reyin performansları varken En İyi Erkek Oyuncu ve En İyi Takviyeci Erkek Oyuncu mükâfatlarının onlara gitmemesi müzakereye sarihtir. James Stewart’ın kendisi de hayli genç ve acemi gözüküyor bu filmde ancak son finale yanaştığımız anlarda, performansı da yükseliyor ve şahane oynuyor neticesinde de ilk Oscar adaylığına uzanıyor. Senato Başkanı rolünde son derece sevimli ve galibiyetli bir performansla Harry Carey’inde En İyi Takviyeci Erkek Oyuncu mükâfatına aday olduğunu da belirtelim.
    Filmde, Joseph Paine’in etrafındakilere Smith için söylediği, “Bu çocuk yalnızca iffetli, ablavut değil”lafı,
    Jefferson Smith’in Senatoda konuşurken, kendisine sırt çeviren senatörlere ıslık çalarak ardından söylediği “Bir şey yok, yalnızca suratlarınız var mı? Onu merak etmiştim”lafı,
    Smith’in Washington’a ilk geldiğinde yaptığı konuşmada “Ancak size şunun için söz verebilirim, bir senatörü utandıracak hiçbir şey yapmayacağım”lafı,
    Kendisiyle alay eden haber yapan gazetecilere“Kurnazlıkta olduğu kadar, samimilik mevzusunda da akıllı olsaydınız”lafı,
    Smith’in senatoda konuşurken “Hürlük, kitap sayfalarında vazgeçilmeyecek kadar kıymetlidir”lafı,
    Washington’a gelmeden evvel memleketinde geçirdiği hoş günleri Clarissa’ya anlatırken “Hep tünelden yeni çıktığını düşün” lafı dikkat sürüklüyor.
    Film, çok ehemmiyetli şeyler anlatıyor ve bu surattan en büyük filmler listesinden hiç düşmüyor. Her ülke,her insan, her dil ve din için geçerli olan anlattığı bir mevzusu var. Halkın seçerek senatosuna, meclisine yolladığı senatöründen, milletvekilinden ilk evvel samimi olmasını, en başta kendisine, sonra kendisini seçenlere ve ülkesine, usuyla, bilgi ve yeteneğiyle, ettiği andın karşılığını vererek ve asla başkalarının fikrinin peşine takılarak bir kukla senatör veya milletvekili olmadan, inandığın yolda yılmadan mücadele etmesi gerektiğini anlatıyor. Bu sebeple yeni seçilen senato ve meclis vekillerine izlettirilmeli. Bu anlatılanların hangisine hayır diyebilirsiniz, her ülkenin kendisinin samimi,nezaketli, inançlı ve mert Mr. Smith’leri olması gerekmiyor mu? Daha baştan kaybedilmiş davaları kazanmak için mücadele edecek ve bu şansta her zaman yalnız kalıp “Don Kişot” benzetmesine maruz kalacak insanların rakamlarının çoğalması gerekmiyor mu?. Bu filmi kesinlikle izlemelisiniz, siz bakmayın filmde Amerikan sancağı görünce propaganda diyenlere, likeni çok ehemmiyetli neye baktığınız değil, neyi görmek istediğiniz ehemmiyetlidir yaşamda. Film Amerikan üretimi tabiki bunlar sergilenecek, henüz her ülke için muhtelif versiyonları yapılmadı filmlerin. Kilise görünce kiliseye gitmediğimiz, haç görünce dinden çıkmadığımız gibi. Anlatılan hikaye her yerde , her ülkede aynı değilmi?; Politikate, siyaset de arayıpta bir cinsli bulamadığımız samimilik ve samimi insanlar değilmi?; film bunları 80 sene evvelinden anlatıyor, şimdi günümüzde değişik mi?.Amerika yerine başka ülke deyin, Smith yerine başka adlar takın, ne değişiyor. Yaşadığımız zaman diliminde çok daha lekeli ve çok daha çirkin siyaset yapılmıyor mu? Filmde taş kalpli çıkarcı Paine dahi direnemeyip, Smith’e sahip çıkıyor, yeter diyor, herşeyi göze alarak.Bu dahi çok büyük cesarettir, insanlığa, öze dönüştür. “Hala bu dünyada samimi, dosdoğru, inançlı insanlar var, herşeyden ehemmiyetlisi insanlık ve gelecek için benim hala umudum var” diyorsanız, bu filmi sevinçle izleyin.Film bunu anlattığı ve çok iyi anlattığı için “Mr. Smith Goes to Washington”, üzerinden seneler değil yüzyıllar geçse de anlattıkları ve korunduklarıyla aşınmayacak bir şaheser olarak duruyor ve duracak. Tüm sinema sevlere öneririm. Kesinlikle izlenmeli…

  7. 10 numara 5 yıldız film. Netlikle öneri ederim…

  8. Yetmiş yıl evvel çekilmiş olmasına karşın coşkuyla ve büyük bir zevkle izledim. Mevzusu ve oyunculuklar şahane. Bir insanın inandığı bir şeyden karşısına ne kadar büyük maniler çıkarsa çıksın bırakmaması gerektiğini, tam herkes inkar etse de doğrudan bırakmamak için gerekirse 24 saat ayakta konuşarak dayanılması gerektiğini baş rolün muhteşem oyunculuğuyla bize anlatmış. Öylesine açıp izlediğim bir filmdi ama bütün bir şaheser çıktı.

  9. Hani derler ya başucu filmi diye netlikle o seviyede bi film aradan seneler hatta asırlar dahi geçse ehemmiyetini yitirmeyecek bi film benim nazarımda ayrıca james steward sen nasıl bi insansın ya o nasıl bir oyunculuk resmen filmi yaşamış 8,5/10

  10. Senatörü Smıth’i oynayan kişilik çok gülünçtü iffetli saf İlyas Salman gibi filmi izlerken muhteşem düşüncelere kapıldım usuma bugünkü Türkiye’nin halim geldi şimdide AKP aynı sansürü uyguluyor son sahnede harikuladeydi asla vazgeçmiyeceğim o mektupları gördükten sonra bayılması enfesdi

  11. İzlerken insan kendi ülkesinin meclisinde dönen dolapları anmadan edemiyor. Kimbilir daha kimler ne kısmetine tüketilecek, ezilecek.

  12. Mr. Smith Goes To Washington: Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar diye bir söz vardır ya hani bu filme o lf cuk diye oturmuş diyebilirim. Lekeli siyasetler,palavra dolan hadiselerin içine itilmiş bir kumpasın içine giren saf bir genç senatörün yer yer gülünç yer yer gözleri dolduran bir öyküsünü izledim filmde. Bir çok duyguyu aynı anda yaşadığım bir film oldu desem de yanlış olmaz hani. Hal böyle olunca film sizi alıp götürüyor diyebilirim bir gram bunalma hissem olmadı izlerken. James Stewart adını daha evvel bir çok filmde izleme fırsatı bulmuşluğum vardı. Bu filmde gençliğinin yeni baharında çıktı karşıma sanırım bu filmle bir çıkış tuttu adam on numara bir performans sergilemiş diyecek laf yok. Pek puan mevzusunda imdb ile uyuşamasam dahi bu filmde de imdb ile aynı fikirde olduğumu belirtmek isterim verilen puanı sonuna kadar hak eden bir eser olmuş.Sizde sistem tenkidi yapan filmlerden seviyorsanız bu filmi netlikle es geçmeyin der şimdiden herkese iyi seyirler dilerim.

  13. genelde sinefiller arasında şöyle klişeleşmeye başlayan bir yorum bulunur sanki oyunculuk dersi vermiş dir bu yorum işte bende bu yorumu james stewart için yapıyorum.Oyunculuk final sahnesinde doruğa çıkmıştır.tabii azıcık anlam yanılgıları bulmak muhtemel filmin geneli için bu böyle…Ancak oyunculuk dediğimiz gidişat bu imalde kendini derinden hissettirmiştir.belki role bu kadar girilmese bu denli galibiyetli bir kişilik yaratılıp canlandırılmasaydı film gözdelerim arasına giremezdi.
    Filmin mevzusunu değerlendirildiğimizde alaka çekici bir mevzu.. kukla senatör arama çalışmaları galibiyet ile sonuçlanır aranan kukla bulunur.ancak kukla bir şeylerinyanlış gittiğini anlar ve zeki gazeteci tarafından uyandırılır.özellikle final sahnesi ile uslara kazınan bir film.23 saat 16 dakikalık süren konuşma bu filmi unutulmaz ve aynı zamanda arşivlik bir imal haline geliyor..tek meseleyi zaman…zamanı yıpranmayan filmler biçiminde oluşturduğum kategoriye girer.günümüzde bedelsiz sayılan bol aksiyonlu bol efekti ki çekilen tüm filmler içine dahil edemeyiz onların arasında farkedilmeden geçilip gidiliyor.
    bence netlikle izlemelisiniz.iyi seyirler.

  14. Adamım James Stewart yeniden başrolde filmi sırtlamış götürmüş .
    Yazı tura neticesinde paranın dik gelmesi ile senatörlüğe uygun görülen popüler izci lideri Stewart evvelleri afallamış ve heyacanlı davranıyor olsa da. Babasından da aldığı esinle “baştan kaybedilmiş bir dava”ya karşı durmaya çalışıyor, politika-ekonomi-medya üçgeninde oluşan lekeli ittifak karşısında sanki Don Kişot’luğa soyunuyor…

  15. çocuklarla gelişen ve kazanılan bir galibiyetin hikayesi 8/10

  16. tanrım sen ne hoş bir adamsın böyle.. yanımda olsa elinden öperdim.. yanımda olsa gözlerinden öperdim.. james stewart ruhuna selam ederim

  17. Amerika Birleşik Devletleri propagandası yapması dışında hoş bir film.Gerçeğinde kapitalist cemiyetlerde bu ve bunun gibi vakalar her zaman yaşanır.Zira bu sistemde her zaman büyük balık ufak balığı yer.Haksızlıklara karşı çıkan başıboş insanları haklı olsalar dahi konuşturmazlar çıkar odakları,filmdeki gibi.Basın,TV,kitaplar,gazeteler,sinema gibi tam kaynaklar idareyenlerin emrindedir.Gerçeğinde bu filmle beraber NETWORKağ 1976 filmini de izlemenizi öneri ederim.O filmde de basının iki suratlılığını anlatıyor.Filme anekdotum 8.5/10

  18. bazı yıldızlar ve bazı filmler asla unutulmazlar işte bu filmde böyle bir film.

  19. Anlatmaya çalıştığı şey itibariyle çok iyi bir film. Kumpas içinde ki düzenbazlıkları ulusun vekili olarak seçilmiş siyasetçilerin bozukluklarını anlatan ve bunca yıla karşın Dünyada hiç bir şeyin değişmediğini gördüğünüz bir imal.
    Film çok alaka çekici ve hoş bir biçimde başlayıp aynı biçimde ilerliyor ama gel görelim ki pat diye bitiveriyor; sanki bir kitabı yarısına kadar okumuşsunuz da yarısından sonra son sayfaya bakıp kitabı tamamlamışsınız gibi.
    Yıl 1939 ve bence üst seviye bir öykü ve film çıkmış ortaya; o senelerde bizim otuzlar Chp si batılılaşma kısmetine Türk Müziğini yasaklarken bu adamlar da aksine idareye müteveccih tenkidi ve ulusal duyguları da çoğaldırmayı kasteden filmler yapıyorlarmış.

  20. puanına bakmayın oldukça iyi bir filim.

  21. Çok nefisti yediğiniz bir yemek ya da tatlı gibi.. Özellikle james stewart gençliğinde uzun ve yakışıklıymış bayağı.

  22. Politikanın ve ekonomik koloninin şahıslar üzerinde nasıl tesirli olduğunun göstergesi kalitesinde film. İyiliğin, doğruluğun politikada asla yeri olmayacağının ışığı bana göre. Saf bir insanın pak duygularını kullanmaya çalışan maske takmış sürüyle insan var. Ve ne olduğundan habersiz yalnızca başkalarının iyiliği, yaşadığı ülkenin idealleri ismine hareket eden biri. Gerçeğinde filmin iletmek istediği reel ileti ne kadar güç de kalırsanız kalın, inandığınız fikirler kısmetine sonuna kadar savaşın oluyordu. Zira sizi dinleyecek bir insan dahi varsa, fikirlerinizde bir bedel var demektir.

    James Stewart ve Jean Arthur çok iyi bir ikili olmuşlar. Bir adamın çıkarcı bir bayanı da kendine nasıl bağladığını gördük ya başka birşey demiyorum.. Ayrıca olağanda film uzunken sona saklanan kısımlar silinmiş. Final o surattan azıcık fazla yangından mülk kaçırır gibi gözükmüş, makûs olmuş. Ayrıca filmde kesintisiz patlayacak bir tempo bekliyoruz o gelmeyince de finaline kadar beklemek zorunda kalıyoruz. Sahneleriyle sanki bir armağanı gösterip de vermezmiş gibi gözüküyor film..

    İzlemeniz gereken bir imal, özellikle oyuncular bazında. Ha bu arada Frank Capra’nın yaptığı yanılgılardan biri de afaki Amerika Birleşik Devletleri propagandasını filmin başına işlemesi olmuş… 7.5/10

  23. Çok çok iyi bir film. Yalnızca yaşadığı yarıyılın değil, sinema tarihinin en büyük oyuncularından olan James Stewart harikulade bir oyunculuk sergilemiş. Rejisör de Frank Capra olunca ortaya bir şaheser çıkmış.

    Filmde, siyasetçilerin hakikat suratları deşifre ediliyor. Siyasetçilerin kendi çıkarları için neler yapabilecekleri, kimlerle işbirliği içinde oldukları bir bir anlatılıyor. Sözkonusu siyaset olunca, sıkıcı olabileceği düşünülmüş olacak ki yer yer espri kullanılmış. böylece çok daha tesirli bir anlatım sağlanmış.

  24. V

  25. Stewart bu filmdeki rolüyle Oscarı sonuna kadar haketmiş. Netlikle izleyin 1939’dan, 2013’e giden 74 senede öykünün asla değişmediğini ve ne kadar galibiyetle anlatıldığını göreceksiniz.

  26. yolsuzluk, adam kayırma, birilerinin yardımıyla bir yerlere gelme, gazete sahiplerinin gündemi idaremesi vs gibi her türlü politik pislikler yalnızca Türkiye’de değil amerika’da da oluyormuş dedim filmi izlerken

  27. Hukuk filmi katagorisinde değerlendirilmesinde bir mahsur görmediğimi söylemek istiyorum.Genel anlamda ortaya çıkan yolsuzlukların meşru bağlamda değerlendirilmesine film bize takviyeci oluyor.Frank Capra’nın sürüklediği filmlerden zati ben makûs filme rastlamadım.Nitelikli ve bol iletili filmler yapıyor ama herşeyden ehemmiyetlisi DEĞİŞİK film sürüklüyor.Bilindik kalıplarla hudutlu kalınmadan kurgusunu yapıyor.En büyük zaferinin nedenini FARKLILIĞINDA buluyorum ben ! Amerika Birleşik Devletleri Senato’sunun o yarıyıldaki halini yansıtan filmde hukuksuzlukları ve yolsuzlukları MEŞRULAŞTIRMAK için Senato’daki YALAKALAR kullanılıyor.Peki buna uyuduğu yerden kalkıp Abraham Lincoln mü son verecek ? Karanlık işler çevirenlere kim dur diyecek ? Bizim kurtarıcımız Milliyetçi gibi görünen ama halkı sömüren MAFYALARDAN değil , hakikat SAFKAN bir AMERİKAN MİLLİYETÇİSİ olarak ortaya çıkacaktır.Herkezin sempatisini kazanmış makûs hedeften uzak genç bir delikanlı olan Jefferson Smith bunu muvaffak olabilecek bir ad olacaktır.Film bize istenileni çok hoş yansıtmıştı.James Stewart’ın muhteşem oyunculuğu ile bana göre Stewart’ın en iyi oyuncu performansı film harkulade bir havaya giriyor.Senato Başkanı amcamız o kadar şeker oynamış ki kişiliği filhakika Amerika öyle bir başkan var gibi seziyor insan,filmde en hoşlandığım sahne ise SPOİLER KAPSAR James Stewart’ın bir hukuk boşluğundan faydalanarak ayakta Amerika Birleşik Devletleri Tüzüğünü başından sonuna kadar hiç durmadan ayakta okumasılaf almış birisi lafını tamamlayana kadar ayakta istediği kadar kalabildiği için idi.SPOİLER KAPSAR.O kadar cümbüşlü bir durumduki filmin oradaki sahnelerini andırdıkça gülümse ediyorum.Genç ,coşkulu,hakikat milliyetçi ama çok saf bir delikanlıyı muhteşem canlandıran James Stewart ve Claude Rains’in süper ses tonuyla babacan bir kişiliği canlandırması ile ŞAHESER kalitesinde bir film rotaya çıkmış.Filme Puanım:8.7

  28. Gerçekten bu kadar daha önceki olup da bu kadar aktüel olan bir film çok az kazanç.Kurgusuyla, senaryosuyla ve de en
    ehemmiyetlisi muhteşem oyunculuklarıyla netlikle izlenmesi gereken bir film.12 Hiddetli Adam dan sonra izlediğim en iyi
    üretimlerden tabi gösterim tarihi olarak.Filme getirebileceğim tek tenkit ise sonunu çok daha iyi tamamlayabilirlerdi.
    Mevzuya gelince kendi içinde yaşayan saf, iffetli bir izci rastlalar neticeyi senatoya seçilir.Onu diledikleri gibi
    kullanacaklarını düşünen öteki senatörler ise fena halde yanıldıklarını çok geçmeden öğreneceklerdir.

  29. Sene 1939 ama filmin kurgusu ne kadar da güncelliğine gözetiyor,günümüze uyarladığımızda hiç de yabancısı olmadığımız mevzular gerçeğinde.Bir ekip siyasi hadiselerin James Stewart ın harikulade ötesi oyunculuğuyla sunulması filmin unutulmazlar arasında olmasına neden oluyor.Film süresince hiç bunalmadan özellikle filmin içinde buluveriyorsunuz kendinizi,James Stewat ın sezdiklerini ,gayretini sabırsızlıkla kendinizde hissediyorsunuz.

  30. James Stevart’ın filmdeki özellikle son kısımlardaki akılda oyunculuğunu görüp filme bütün puan vermemek elde değil. Ustanın öteki filmleri kadar tanınan bir film değil. Sinemanın semanda fark edilmeyi bekleyen yıldız filmlerden biri.

  31. James Stewart ın basarılı oyunculuğu ve orijinal senaryosuyla gerçekten etkileyici bir politik taşlama filmi.1939 üretimi olmasına karşın işlediği mevzular açısından hala güncelliğine gözetiyor.Her ne kadar filmdeki şahıslar ve vakalar kurgu olsa da günümüzde de çok kere denetlediğimiz politik çıkarlar,rant müzakereleri,yanlı basın gibi işlediği kavramlarla son derece asılcı imal.imdb anekdotunu hak ediyor.bence izlenmesi gereken ehemmiyetli olağanlar arasında..  .

  32. sinemalar.cm puanına bakınca kızmadan edemiyorum, böyle bir filme bu puan yakışıyor mu eyy! sinema sevler? neyse..
     
    –Spoiler olabilir–
    filmin mevzusu bana çoğu kemal sunal filminden tanıdık gelmişti bu filmi izlediğimde. spoiler yapmadan kısaca mevzusundan bahsedeyim. kadrolaşmış, çıkar birliği içinde ceplerini dolduran bir kesim alçak siyasetçi grubu, kendilerine karışmayacak, işlerine çomak sokmayacak, kafasına vurulası ekmeğini alınası, ellerine oyuncak gibi oynayabilecekleri kukla bir senatör adayı aramaktadırlar. etrafı tarafından çok beğenilen, halkın içinden biri olan genç ve idealist hoca kendileri için biçilmiş kaftandır zira saf, pak ve samimidir, çok da acemidir. fakat işler bu alçak siyasetçilerin istedikleri gibi gitmez. yeni senatör yapılan pis işlere göz yummaz, aynı zamanda öyle bir inatçıdır ki kalbi taşlaşmış siyasetçilerin dikkatini sürüklemek için azimle mücadele eder hem kendisine atılan kötülelerle hem de onu kağıt gibi kırıştırıp atmaya çalışan koltuğu sağlam adamlarla.
    –Spoiler olabilir–

  33. Frank Capra’nin idarediği, James Stewart’ın devleştiği muhteşem bir film. Bu film için 2 saat çok kısaydı. Keşke en az 4 saat kadar olsaydı. James Stewart’a bir kere daha aşık oldum. Frank Capra’a söylecek laf bulamıyorum zati.
    O muhteşem replik;- Jefferson SmithJames Stewart : Sanırım bu da baştan kaybedilmiş bir davaydı Bay Paine. Sizler kaybedilmiş davalar nedir bilmezsiniz.Bay Paine bilir.Bir kezinde, kısmetine kavga etmeye dokunacak tek şeyin, onlar olduğunu söylemişti.O da onla…r için savaştı. Herkes gibi onun da bir tek sebebi vardı. Çok kolay, sade bir kaide için.Komşunu sev.Bu nefret dolu dünyada, bu kaideyi öğrenen insana gerçekten emin. Bu kaideyi öğrenirsiniz Bay Paine. Ben de,babam gibi, sizi bu surattan sevdim.Öğrenirsiniz, baştan kaybedilmiş davalar için azimle savaşırsınız.Hatta gerekirse ölürsünüz.İkimizin de tanıdığı biri gibiöldürülen babasını amaçlıyor Bay Paine.Yenildiğimi sanıyorsunuz. Hepiniz yenildiğimi sanıyorsunuz.Ama yenilmedim! Burada kalıp bu kaybedilmiş dava için kavga eteceğim. Tam bu salon bunlar gibi palavralarla dolsa dahi…Taylor ve ordusu burayı işgal etse dahi.Birisi beni dinleyecektir.

  34. Son derece etkileyici, bir siyasi taşlama filmi. Rey ambarı olmaktan başka bir anlam ifade etmeyen seçmenler, seçmenlerin bu şuursuzluğundan faydalanmaya çalışan siyasetçiler. Gnamımızda da çok değişik değil tablo, azıcık farklı biçimlerde neredeyse aynı. Özellikle bizim gibi şuursuz seçmenin bol olduğu ülkelerde kezlerce izlenmesi gereken bir film.Filmin espritüel boyutuda ehemmiyetli diye düşünüyorum. Yerli yerinde yapılan mizahlar filme değişik bir hoşluk katmış… Ayrıca James Stewart çok iyi bir oyunculuk çıkarmış, etkileyici bir performans.İdealler her zaman düşünüldüğü gibi olmuyor. Yaşanılan yaşam bazen ideallerin önüne set sürüklüyor, ya da ideallerin güzergah değiştirmesine yol açıyor.

  35. Böyle harikulade bir film neden bu kadar az yorum almış kavrayamadım, film gerçekten süperdi ve tabikide James Stewart.. Sonunda gözlerimin dolduğunu itiraf etmeliyim ve komediyide çok iyi filmin arasına yerleştirmişler..

  36. Neden bu kadar az yorum var merak ediyorum. Bu film muhteşem bir film. Filmi izlerken uzun bir müddet tüylerim diken diken oldu. James stewart ve ötekileri muhteşem oynamışlar. Senatodaki konuşmaları dinlerken hak konuşma serbestliği iftihar haksızlık medyanın satılmışlığı mevzularında kezlerce idrak ettim kafamda. Bu film düşündürüyor politikayı ve siyasetcileri denetliyor milleti kullananlara iğneleyici iletiler yolluyor. Bu film çok daha yüksek puanları hakediyor ama görüyorum ki ulusumun sinema kavrayışı cümbüşten öteye gidemiyor..

  37. sinema tarihinin en iyi siyasi dramları arasında yer alır…film genç ve idealist bir siyasetçinin karşılaştığı güçlükleri anlatıyor..8 dalda oscara aday gösterilmiştir en iyi hikaye dalında oscar almıştır..rejisörün bundan evvelki filminde optimist anlatmından azıcık bırakıp yerini kötümserliğin aldığını görebiliriz…

  38. bugün olsa izlenecek cümbüşlü siyasi birfilm.bay smith in işi çok güç.