Lost In Translation – Bir Konuşabilse (2004)

Lost In Translation – Bir Konuşabilse (2004)

Uzun süredir aklımda olan bir filmdi Lost in Translation. İki insanın yalnızlığını, dostluğunu, belki de aşkını en güzel anlatan filmlerden biridir. Sinefillerin asla es geçmeyeceği filmi henüz izlememiş olanlar var ise özellikle onlar için yazmak istedim.

Bill Murray’nin harika oyunculuğu, Sofia Coppola’nın melankolik ve etkili yönetmenliği ile henüz 19 yaşında olan Scarlett Johansson’ı hayatımıza sokan film, iş sebebiyle Tokyo’da olan ve hayatlarından, iş ve eşlerinden uzaklaşmış, hayatın karmaşası içinde yalnız kalmış 2 insanın bir araya gelmesi ve birlikte belki de hayatın çok keyifli olabileceğini, her zaman yalnız hissetmeyeceklerini keşfetmesi üzerine.. Closer filmindeki Natalie Portman’ın taktığı pembe peruğu burda da Scarlett’ta görüyoruz. Neden bilmem benim için önemlidir o peruk dayanamayıp kendime de almışlığım vardır hatta 🙂

Bir Konuşabilse (2004) Filmin Fragmanı

Bir Cevap Yaz

    74 Yorum

  1. Sosyal medya hesaplarından filme dair birkaç görseli gördüm, herhalde bu film de iyi bir film dedim, kesinlikle izlemeliyim dedim. Pembemsi kısa saçlar vs. Nitekim filmi izledim, temennimi coşkulu yakaladığımdan filmi izlerken söndüm. Herhalde rejisör ağabeyimiz filmin sonlarında izleyiciyi etkileyecek bir şeyler sürüklemiştir diyerek direndim. Ama bu da olmadı. Özetle bu film bana fazla bir şey katmadı, zamanımı çalmış oldu.

  2. Açıkçası filmin büyük bir etkileyiciliği yok. İlk evvel; durağan, yavaş ilerleyen ve reel yaşamdan kesitlerin çok olduğu filmleri beğenmeyen izlemesin. En sevilen yoruma bakarsak çoğu birey bu yanılgıyı yapmış. Scarlet’ın gençlik tecrübesine tanık oldum bu filmi izleyerek ve filmde bir tane dahi erotik sahne olmayışı hoş bir ayrıntıydı belki de bu surattan çoğu şahsa ‘sıkıcı’ gelmiştir. 6/10

  3. konusuyla kurgusuyla şahane bir film. ama bu filmi şahane kılan netlikle oyunculuklar

  4. BBC Culture 21. yy en iyi 100 film listesinde 22. sırada

  5. Scarlett johansson konut Bill murraya karşın olmamış.Aşırı durağan ve sıkıcı.Netlikle uzak durun.Bu film sizi ne eğlendirir ne düşündürür ne de bilgilendirir zati bir filmde bu üçünden biri yoksa o filme iyi denemez.

  6. Bence negatif açıklayan dostların temennileri değişik olduğu için yada eğlenip güzel zaman geçirmek hedefiyle izledikleri için sevmediler. Yavaş uysal bir tempoda ilerleyişi var filmin kabul ediyorum ama böylede olmalıydı Zira yaşamlarından bunalmış iki insanın en mutsuz oldukları yarıyılda karşılaşmaları aksında akıyor film.. İzlemeden evvel yavaş akan bir üretim olduğunu biliyordum.Bu surattan en uysal anımda izlemek için arşivimde saklıyordum.İyi ki izlemişim diyorum. Duygu yoğunluğu olan hoş bir film. İYİ seyirler 10/7.5

  7. Akılda Bill Murry yeniden gülünç ve zaferli filmi sırf Tokyo nun sanki evraksalını izledim müthiş bir yer

  8. Süslü sözlerle mübalağa etmemek gerekli. Sıradan bir film

  9. Filmin en iyi kısmı 20 yaşındaki scarlett johansson…
    10/5

  10. sıkıcı bi film. ama bill murray şahane

  11. Bir çok filmin mevzusunda bolca inişler ve çıkışlar olur. Bu film mevzusu itibariyle tekdüzelde gidiyor ancak film daha çok duygulara yoğunlaşmış vaziyette. Başka Bir Deyişle izleyicinin bu filmi hoşlanması için derinlerde biryerlerde birşeyler bulması ve ondan haz alması gerekli. Ben filmi izlerken baştan sona dek haz duydum. Mutlu oldum. Bazen güldüm ve duygulandığım yer de oldu. Öbür romantik filmlerden çok başka.

    Bu film kimilerinin ruhuna söylevden bir film diyebilirim. İyi seyirler 8

  12. Bu filmi izlemenizi öneri ederim. Başka lafa gerek yok.

  13. Bu film çok kıyıda kalmış ama herkesin bildiği bir hakikati bize hoş biçimde anlatmış bu 2 insanın yaşamı kazara çok mutsuz oldukları bir anda kesişmiş ama basmakalıp yaşamlarında böyle yakınlaşamazlardı. burdan sonra birlikte olmayı sınasalar da olmazdı, birlikte tatile çıksalar bu rastladaki kadar geçimli olamazlardı. onların öyküsü yalnızca buraya özel yazılmış sihri oraya aitmiş gibi geldi bana ve bunun 2 side farkındaydı. puanım 8.2/10 ayrıca Scarlett Johansson gerçekten bütün aşık olunacak bayan

  14. Olabildiğince sade yaşamın içinden bir film. Rejisör şahane bir iş çıkarmış bence, olabildiğince duyguları ortaya çıkarmaya çalışmış. Bill Murray filmde çok zaferli bir performans sergilemiş. Yaşamın asılcılığını ve yalnızlığın zaferli bir biçimde anlatıldığı film sade bir anlatım seçim edenler için uygun olabilir. Filmin içinde farklı kültürler arası paradoks da tesirli olmuş ve o kültürün kendi içindeki yeni ve daha önceki kavramı da esrarengiz olmuş. O kadar kalabalığın içinde yalnızlık çok zaferli bir biçimde verilmiş.

  15. Melankoli…Bence bu filmi hoşlanabilmek için azıcık olsun bu duyguları yaşamak gerek.Filmin serinkanlı senaryosuna,Tokyonun o iç bunaltıcı havasıda ilave edilince film tamamen orijinal bir hal almış.Tam bunlara karşın hiç sıkmayan,aksine bir dakika dahi kopmadığım bir film.Scarlet ve Bill Murray’nin o sadeliği ,fazlaya kaçmayan oyunculukları ve mükemmel uyumu.İzleyin.

  16. scarlett için dahi izlenir :

  17. Natürel, sade, büyüleyici… 9/10

  18. 21.yüzyılda Abd’li rejisörlerin elinden çıkmış en çok sanat evhamı olan filmlerden biriydi.Rejisör Sofia Coppola babasının izinden çok iyi gidiyor.Film bittikten sonra buradaki yorumları okudum.Gerçekten bizim ulusun vurdu-kırdıdan başka hiçbir şeyden kavramadığını fark ettim.Yorumların yüzde 80’e yakını çok sıkıcı ve kolay bir mevzu denilmiş.Zati filmin akıcı olma gibi bir iddiası yok.Ayrıca filme çıta atlatan bu kolaylığı başka bir deyişle yaşamın kolaylığını anlatması.Zati siz onu fark etme olgunluğunda değilseniz çok yanlış film izlemişsiniz.Sulu göz drama romantizmi yada cıvık romantik komediler yerine bu filmi başka bir deyişle yaşamın aslını ve yalnızlığı anlatan romantizmleri sarih ara seçim ederim.Konutlu olsa dahi yalnız kalmaya mahkum iki insanın yaşamı ne kadar güç olur şahit oluyoruz.Bu mevzuda Bill Murray ve Scarlett Johansson tek sözcükle YANILGISIZ ve oscarlık bir iş çıkarmış.Yönetmende hakikatlikten bir gram taviz vermeyince üstüne de Tokyo manzaları asilliği ilave edilince tadından yenmiyor.Kimileri sıkıcı desede bana bu film çok acele bitmiş gibi geldi tabi bu mevzuda zamanının çok kısa olması etkeni tesirli oldu. 100 dk çok kısa geldi.Gerekirse 500 dk olsa da bu öğrenmediği ve yabancı kaldığı kentte bir o yana bir bu yana savrulan yalnız iki insanın resitalini gözümü kırpmadan izlerdim.Zira artık sinema filmlerinde tiyatro izlermiş izlenimini çok az alıyoruz.Eğer yapıcı tenkit yapacak olsam ; Zamanının daha uzun yakalanması gerekirdi onun dışında konuşmasız geçen kısımlarda diyalog olmalıydı.Bunlar düzenlenmiş olsaydı daha büyük bir efsane ile karşılaşmış olabilirdik. Neyse bu film basmakalıp haliyle de efsane. Benim Puanım 8,7/10

  19. Bill Murray olmasa kasvetten öldürecek film. bence verdiği ileti kolaydı değişik anlamlar aramaya gerekte yok afaki sıkıcı

  20. Scarlett Johansson için izledim bu filmi. Çok akıcı, çekici ya da mevzusu alaka çekici değil ama “yönet eder diyebileceğim” bir film. Scarlett olduğu için izlemeye bedeldi benim için.

  21. herkes eğlenmek için açmış öylesine izlemiş ondan canı bunalmış tabi. Bence yağmurlu havalarda izlenebilecek çok süper bir film. ben çok sevdim açıkcası. Reellik yaşamdan kesitler gülünç anlar.. Ayrıca sıkıcı felan değil bana göre ,, ben mukadderat le alakalı filmleri çok beğeniyorum burda da bob ve charlotte ın dost olması felan herşey çok güzelime gitti. Sıradan bir film değil bence hadiseleri hakikatçi olarak bize aktarılıyor.BEN SEVDİM :

  22. Hiç hoşlanmadım filmin yarısında uykum geldi 10/6

  23. Yavaş bir tempoda ilerleyen zaman zaman sıkıcı olabilen iki şahsiyet bir oyun.Konutlu olduğu halde kendisini yalnız paydan ve kendine bir tasa ortağı arayan bir sürü insan vardır. Bu filmde bu öyküden yola çıkıp bu cins insanların paylaşımlarını aktarıyor bize.Boş zamanınız varsa seyredebilirsiniz.10/6

  24. Sofia Coppola emin bir stili olan ve belki de genetik olarak sinemayı öğrenen bir sanatkar. Evvelden The Virgin Suicides filmini izlemiştim şimdi de Lost in Translation filmini izledikten sonra bunu rahatlıkla söyleyebiliyorum. Gerek kamera kullanımları, gerek renk, ışık, gölge tercihleri görece alışılmıştan değişik, dikkat çekici ve kendini hemen emin ediyor. Film bu açılarından, başka bir deyişle sinematografik açılardan gayet tatmin edici. Mevzuya gelince; Coppola bize tokyo üzerinden japonya evraksalı izletiyor sanki, araya da drama fakat cümbüşlü iki karakter koyuyor. Bana göre şahane bir tamlık oluşturuyor bunlar. Kültür değişiklikleri ve insanın insandan nasıl değişik olabileceğini hakikatçi ve kimi zaman da eğlendirici bir biçimde görüyoruz. Japonya’nın led ışıklı binalarından, yüksek imallerinden, kalabalık rengarenk insanlarının içinden süzülerek geçiyoruz. Diller değişik uzun bir tümce bazen tek bir sözcüğe tekabül edebiliyor bu ülkede. Kavramıyoruz. Yaşamtın tam bıkkınlık verici özelliklerini, kasvetini, yaşlılığını tamamiyle suratında ruhunda, omuzlarında taşıyan bir adam Bob Haris, öbür yandan hür, keyifli ve hoş aydınlık suratıyla Charlotte. Otelin içinde ikisi de yalnız kalınca birbirleriyle aralarında bir arkadaşlık, ilişki geçiyor. Senaryosunun şahane olduğu bariz ortada. Filmin en ehemmiyetli unsurlarından biri ise Bill Murray’ın harikulade oyunculuğu, şahsiyeti her haliyle üzerine giyebilmesi ve sırtlayabilmesi. Öbür bir ehemmiyetli unsur ise Sofia Coppola’nın çıkardığı şahane iş. Scarlett Johansson’un da hakkını teslim etmek gerek henüz 19 yaşında bu filmde, ama en az bugünkü kadar ağırlığını koyabiliyor rolüne deneyimli oyunculardan bir beceriksizi yok, hatta masumluğu ve surat hatlarının gücüyle aşırısı dahi var diyebiliriz. Araya koyulmuş kentin tekdüze giden havasının içinde oluşan kareler, harikulade oyunculuklar, sıcak ve sempatik konuşmalar, insanların sevecenliği, ufak şeylerle eğlenmek mutlu olmak, bunlar filmi yükseğe çıkarıyor. Hayatının yükünü bedeninde paydan aksi bir adamın dahi ufak bir tebessümme ile nasıl içindeki kaybolmuş mutluluğa ulaşabileceği çok adamcıl bir biçimde anlatılmış. Su gibi akıp gidiyor film. Son zamanlarda izlediğim en hoş, en sempatik üretimlerden biri. Hem tuttuğu görüntüler bir şahane, hemde samimiliği ve reelciliği. Film gayet sade, coşkusuz, durağan gibi gözükse de reelinde son derece çekici ve göz açıp kapatıncaya kadar da biten bir film. Şahsiyetlerle ciddi anlamda yakınlık kuruyorsunuz ve sonuçlarını merak ediyorsunuz tüm vakit süresince. Kendi adıma bende boşluklar vazgeçmeyen, sade, nitelikli, süper oyuncuları olan ve çok marifetli bir rejisörün yapıtı Lost İn Translation. Kentten kareler, yaşamdan kareler, mutluluktan kareler görebileceğiniz bu sağlam filme puanım; 9/10