In The Name Of The Father – Babam İçin (1993)

Yanlış mekan, yanlış zaman tanımı bu film için söylenmiş olmalı.

In The Name Of The Father filmi, 1974 Guildford bombalamasından sorumlu tutulan Gerry Conlon’un hayatını konu alıyor. Karaktere hayat veren Daniel Day-Lewis ve “Şurada öyle olabilir miydi/şöyle oynayabilir miydi?” cümlelerini telaffuz etmeyeceğiniz bir performans sergiliyor.

İrlandalı Gerry Conlon 70’li yıllarda İngiltere’ye gelir ve hiç ilgisi olmadığı hâlde Guildford bombolamasını yapan kişi olarak beraberinde babası ve birkaç arkadaşıyla birlikte tutuklanır. İngiltere’nin insan hakları ve adalet anlayışı yönünden ne kadar basit kaldığına dişleri sıka sıka şahit oluyoruz. Nitekim 15 yıl sonra babasını kaybettiği hapishaneden arkadaşlarıyla birlikte tâhliye olur. Gerek hapishane sahneleri gerek müzikleri gerek oyunculukları ile tam not alan bir film. Özellikle filmin sonundaki tâhliye sahnesinde birçok duyguyu aynı anda yaşayabilirsiniz, garantisi bende. Pete Postlethwaite’in oyunculuğunu da selamlıyoruz. 🙂

7 Oscar adaylığı bulunmasını ve hiçbirini alamamasını, Oscar ödüllerinin ne kadar adaletsiz dağıtıldığına bağlıyorum.

Size tavsiyem filme başlamadan önce Gerry Conlon’un hayat hikayesini biraz incelemeniz, o zaman filme daha çok bağlanırsınız. Ve kendisi Haziran 2014’te yapılanların hesabını soramadan yaşamını yitirmiştir. Gerry Conlon’un hapishaneden tâhliye görüntüleri ve birçok röportajını internette bulabilirsiniz.

Bir Cevap Yaz

    69 Yorum

  1. Etkileyici bir film.

  2. İlk 20 dakika kapatmak üzereydim valla iyi ki devam ettim mükemmel bir film gerçekten son zamanlarda izlediğim nitelikli filmlerden biri oldu netlikle izleyin.!

  3. 1990’da ki İngiliz hak sistemi 2015’te ki Türk hak sistemi.

  4. Kesin izleyin..

  5. Nazım’ın dediği gibi yalnızca Türkiye’de değil, dünyada hak aramak kerhanede bakire aramaya benziyor ne yazık ki !

  6. Hak sistemi üzerine yapılmış en sağlam filmlerden bir olan film asıl hadiselerden alınmış tesirli ve galibiyetli bir imal. Kişilik çok sağlam ve derinlikli ,yapılan haksızlığı ispatlamak için yılarını veren Gerry Conlon’un muhteşem öyküsünün anlatıldığı imalde Danıel Day Lewıs çok galibiyetli bir performans sergiliyor.

  7. Başarılı ve etkileyici bir biyografik drama,Daniel day lewis yeniden kişiliği yaşamış.iyi seyirler.

  8. Mevzusu itibari ile fazla tenkit kabul edecek bir film değil.Gerçek öyküden uyarlama oluşu da aynı biçimde filmle anlam katıyor.Ben ilk yarım saat bunaldım açıkçası.Sonrasında ise sevinçle izledim.Orta tempoda ilerleyen hakikatçi bir dram filmi.

  9. adaletin neresinde oldupunuzu denetleten bir film. filmin sonunda koşmak istedim.

  10. Ülkenin yanılgılı sistemi ve verilen savaşı gayet iyi bir biçimde görüyoruz. Kendi yanılgılarını yansıtan filmler yapılması çok güzel. En azından anlıyoruz ve tenkit yapıyoruz. Oyunculukların üst seviye olduğunu söylemeliyim. Duruşma filmlerine karşı her zaman alaka duymuşumdur. Bu filmde öbürleri gibi güzel bir imaldi. Baba rolünü oynayan Pete’da çok galibiyetli buldum. Müzikler yerindeydi. Puanım: 7.5

  11. Kokuşmuş, pislik, rezil hak sistemini daha çok trajik güzergahından ele alarak derinden etkileyen ve acı veren bir film. Hiddetlendiren, üzen, hüzünlendiren bir film. Bir baba-oğul ilişkisini ele alan aynı zamanda bir zamanlar İngiltere deki hak sisteminin ne kadar b.ktan olduğunu da gösteren bir film.

    Daniel Day-Levis’in There Will Be Blood imalinden sonraki en iyi filmidir bana göre. Performans olarak ta yeniden standardın üzerine çıkmış bir oyunculuk görüyoruz. Daha evvel de yazmıştım, ben daha bu adamın vasat performansını görmedim. Oynadığı her filmde ağırlığını koyuyor ve kendini sezdiriyor. Top Class oyunculardan birisi kendisi. Lincoln filminde kendisinin en iyi oyunculuğunu izledim. Bunun dışındaki 4,5 filmini ise pek sıralandıramıyorum. Hepsi bana göre çok iyi performanslardı.

    Yaşanmış bir vakayı anlatan bu film ile alakalı spoiler vermeden yazamayacağım. Yani gerçeğinde spolier versem de pek fark etmez ama bilginiz olsun. Buradan sonrası spoiler kapsar… En başta bir İrlanda husumetini görüyoruz filmde. Şayet İrlandalıysan sen kabahatlisindir büyük olasılıkla. Değilsen de neticede İrlandalısın, İngiltere de ne işin var, defol git ülkene gibi bir hava dominant. Vakanın geçtiği yarıyılda İsme genelinde kesintisiz bombalar patlıyor, suçsuz insanlar can veriyor ve husumet tırmanıyor. Kimsenin kimseye güveni kalmamış, gergin bir etraf dominant. Bu huzuru kaçıranlar da İrlandalılar oluyor. Bu nedenle hoşlanılmıyorlar. Bizim personel Conlon da azıcık yaramaz bir tip. Kesintisiz bir şeyler çalıp, çırpan bir personel. Ama gerçeğinde neden bu yolu seçim ettiğini daha sonra babası ile olan konuşmasını kavrıyoruz. Kısaca baba-oğul ilişkisi cılızlığı diyelim. Neyse bu İrlanda’ya gidince orada bir ekip vakalar neticesinde azıcık para yapıp dönüyor. Tamamen yalan, palavra bir ihbar neticeyi apar-topar babası ve İngiltere’deki halasıydı sanırım, neyse hepsihapse atılıyor. Buraya kadar hadi tamam ama daha sonra yaşananlar hak diye bir şeyin kalmadığının ispatı sanki. Yapmadıkları bir şey için güçle, tehdit edilerek ikna edilip, duruşmaya çıkarıl 30 sene yiyorlar. Ve bunu yapan şahıslar onların masum olduklarını öğreniyorlar ama bir kurban gerek ya işte al sana kurban. İçeride çok sürüklüyor. Babasını kaybediyor. 15 sene uyuyor ve sonra bir ispat ve salınıyor. Eee noldu babanın yaşamı, noldu gencecik çocuğun yaşamı. Kim hesabını verecek? Hiç kimse. Zati onu tıkanlar da hiçbir ceza almadan özgürce geziyor ve yaptıkları ile kalıyorlar. Birkaç pisliğin suratından suçsuz insanların yaşamları yok oluyor. Boşa giden ömürler… Bir sahne var, anlamlı ve vicdan burkan. Babasının vefatından sonra, pencereden kâğıtları yakıp atıyor, tüm mahkûmlar. O görüntü, gerçekten çok anlamlı.

    Dünya ilk yaratıldığında adaletli bir dünya idi belki ama bu çok kısa sürmüş. Kabil ile başlayan kin, nefret duygusu zamanla hak sınan şeyin yalnızca güya kalmasına neden olmuş. Hak yalnızca eforu elinde yakalayanlar için adaletli olmuş. Cılızların ve ezilmişlerin adaletli hayata hakkı yok ne yazık ki. Düşündüren ve denetlettiren bir film. İyi seyirler… 8.1/10

  12. İzlerken kendi ülkemin acı hakikatlerini anımsadım. Yaşanmış kasvetleri, yapılan baskıları, zulümleri, eziyetleri. Faşizm her yerde faşizmdir ister ingiltere olsun ister fransa ister abd ister Türkiye. Filmde 12 eylül Türkiye havası var. O çok çağdaş gördüğümüz, demokrasinin beşiği dediğimiz, insan hakları korunucu olarak bildiğimiz ülkelerin gerçeğinde nasılda bu kadar baskıcı, vicdandan yoksun, faşist ve despot olduğunu gözler önüne seriyor. Hiçbir fikir şiddetle, baskıyla, eziyetle susturulamaz doğrudur ama hiçbir fikirde şiddeti terörü ve suçsuz insanları öldürmeye ve insanları terörize etmeye hakkı yoktur. İra’nın yaptığı ve suçsuz insanları öldüren hiçbir eylem suçsuz ve hukuki şovlamaz lakin ingiltere’nin de yaptığı anti-demokratik faşizan yaptırmlarda asla doğru kabul edilemez. Film bu bağlamda izlendiğinde verdiği ileti olarak 10 üzerinden 10 puan alıyor. Oyunculuklar gerçekten galibiyetli filmi atmostefi o yarıyıl ingiltere’yi iyi yansıtıyor. Siyasal içerikli yaşam öykü filmleri beğenenler netlikle ama netlikle izlemeli.
    Puanım: 9.0

  13. Mükemmel bir film. İnsan izlerken o kadar darlanıyor ki yapılan haksızlığa. İzlediğim en iyi dava filmi sarih ara.

  14. Gerçek yaşamdan uyarlanan, ” kumpası tenkit eten ve reeli anlatan ” etkileyici bir film. Daniel Day Lewis ve Pete Postlethwaite galibiyetli oyunculuk sergilemişler.

  15. İngiliz hak sistemini ve polis teşkilatını yerden yere vuran mükemmel film. 8.0/10

  16. Dünümüze bugünümüze yarınımıza dair çıkartılacak onca şey var ki filmde !

  17. Al sana sistem! Al sana hak ! Al sana uygarlık ! Çivisi çıkmış dünyanın minik bir parçası. Kaybedilen zamanlar, geri alınamayacak seneler… Muhteşem film, muhteşem oyunculuk. Gerçek vakaları anlatan bir duruşma filmi izlemek istiyorsanız bir dakika dahi düşünmeyin…

  18. şu yavşak kolonici ingiliz farelerine kinim daha da arkasıydı bu filmle sonunda o hak duygusu tam asabımı aldı götürdü

  19. Her anlamda mükemmel bir film.Almış olduğu puan çok iyi ama filmin seviyesine bakarsak az dahi kalıyor .Herşey bir yana, kendini aradan seneler geçse de izletecek ve insanı etkileyecek bir film yapmak için illa yüksek ölçüde bütçeye sahip olunması gerekmiyor. İyi bir senaryo yada hikaye, iyi oyuncular ve işinden kavrayan bir rejisör ile insanı etkileyen bir film yapmak gayet muhtemel. Sarım bizim sinemamızda anlayamadığımız ön ehemmiyetli olgu bu olsa gerek. Böyle diyorum zira her sene suratlarca kere gösterme giren komedi, fobi ve aşk filmleri bunu gösteriyor. Hani yalnızca senede bir defa bile şöyle adam gibi bir film gelse ve yapılmış olanlara da hak ettiği haysiyet verilse sinemamız en azından hatırı sayılır bir seviye yakalar diye düşünüyorum.